Zorlayıcı bir olayın ardından kişinin ruhsal ve bedensel dengesinde ciddi değişiklikler görülebilir. Kaza, deprem, savaş, şiddet, kayıp, taciz, ağır hastalık deneyimi ya da yaşamı tehdit eden başka durumlar, zihnin uzun süre alarm halinde kalmasına yol açabilir. Bu tablo, günlük hayatı aksatan bir düzeye ulaştığında travma sonrası stres bozukluğu gündeme gelir. Özellikle travma sonrası stres bozukluğu belirtileri erken fark edildiğinde, kişinin yaşadığı süreci anlamlandırması kolaylaşır.
Travmatik yaşantıdan sonra kısa süreli korku, irkilme, huzursuzluk ya da uyku bozulması görülebilir. Fakat bu belirtiler haftalar boyunca devam ediyor, iş yaşamını, aile ilişkilerini, sosyal düzeni ve kişinin iç huzurunu bozuyorsa daha dikkatli değerlendirme gerekir. Pek çok kişi yaşadığı durumu “geçer” diye düşünerek erteleyebilir. Oysa bazı işaretler zaman içinde ağırlaşabilir.
Bu rahatsızlık tek tip seyretmez. Bir kişide öfke patlamaları öne çıkarken başka bir kişide içe kapanma görülebilir. Kimi insan kalabalıktan uzaklaşır, kimi en ufak seste yerinden sıçrar. Kimi ise travmayı hiç düşünmek istemediği halde olay zihnine tekrar tekrar gelir. Bu çeşitlilik yüzünden tabloyu doğru okumak önem taşır. Ruhsal belirtiler kadar bedensel yakınmalar da dikkat çekicidir. Çarpıntı, terleme, kas gerginliği, mide rahatsızlığı, baş ağrısı ve uyku düzensizliği sık rastlanan işaretler arasındadır.

Günlük Yaşamda Görülen Belirtiler
Travma sonrası stres bozukluğunda belirtiler çoğu zaman dört ana alanda toplanır: yeniden yaşantılama, kaçınma, olumsuz duygu ve düşünce değişimleri, artmış uyarılmışlık hali. Bu alanların birkaçı kişide birlikte görülebilir.
Yeniden yaşantılama durumu, travmatik olayın sanki yeniden oluyormuş gibi hissedilmesidir. Kişi istemeden o ana dönebilir. Gözünün önüne görüntüler gelebilir, kabuslar görebilir, belirli sesler ya da kokularla yoğun korku yaşayabilir. Özellikle gece uykudan panikle uyanma sık bildirilir. Bu tür tablolar, travma sonrası stres bozukluğu belirtileri arasında en dikkat çeken başlıklardan biridir.
Kaçınma davranışı da oldukça yaygındır. Kişi olayı hatırlatan konuşmalardan, yerlerden, insanlardan ya da haberlerden uzak durmaya çalışır. Bazı bireyler şehir değiştirmek, iş bırakmak, sosyal çevreyi küçültmek gibi keskin kararlar alabilir. Bazıları ise duygusal olarak donuklaşır. Sevinç, merak, yakınlık hissi zayıflayabilir. Eskiden keyif aldığı etkinliklere ilgi azalabilir.
Düşünce ve duygu dünyasında belirgin değişimler görülebilir. Kişi kendini sürekli suçlayabilir, dünyayı güvensiz bir yer gibi algılayabilir, geleceğe dair umudunu kaybedebilir. “Bir daha asla güvende olamam” düşüncesi zihinde yer edebilir. Hafıza sorunları, dikkat dağınıklığı, karar vermede güçlük ve unutkanlık tabloya eşlik edebilir. Bu durum, okul başarısını ya da iş performansını olumsuz etkileyebilir.
Artmış uyarılmışlık hali ise bedenin sürekli tetikte kalmasıdır. En ufak seste irkilme, kolay öfkelenme, sabırsızlık, yerinde duramama, kasılma hissi, dinlenememe ve uykuya dalamama bu gruba girer. Kişi çevresini sürekli kontrol edebilir, kapıları tekrar tekrar kilitleyebilir, tehlike beklentisiyle yaşayabilir. Uzun süreli gerginlik, aile içi ilişkilerde çatışmayı artırabilir. Çocuklarda ise kabus, alt ıslatma, aşırı yapışma davranışı, okul reddi ve oyunlarda travmatik içeriğin tekrarı görülebilir.
Belirtiler Ne Zaman Dikkate Alınmalıdır
Travmatik olaydan sonra birkaç gün süren korku ve huzursuzluk tek başına bozukluk anlamına gelmez. Fakat belirtiler bir aydan uzun sürüyorsa, şiddeti artıyorsa ya da kişinin günlük düzenini bozuyorsa profesyonel değerlendirme gerekir. Uyuyamamak, işe gidememek, insan ilişkilerinden kopmak, sürekli alarm halinde yaşamak, yoğun suçluluk duygusu taşımak ve hayattan geri çekilmek önemli işaretlerdir. Özellikle kişi kendine zarar verme düşüncesi taşıyorsa zaman kaybetmeden destek alınmalıdır.
Aile bireyleri ve yakın çevre de belirti fark edebilir. Kişi eskisine göre daha sinirli, dalgın, sessiz, güvensiz ya da korkulu görünüyorsa bu değişim göz ardı edilmemelidir. Bazı kişiler yaşadığını anlatmak istemez. Bu durumda baskı kurmadan, yargılamadan ve küçümsemeden yaklaşmak gerekir. “Unut gitsin” ya da “abartıyorsun” gibi sözler kişinin yükünü ağırlaştırabilir.
İyileşme süreci kişiden kişiye değişir. Düzenli uyku, güvenli sosyal destek, günlük rutinin korunması ve profesyonel yardım, toparlanmayı güçlendirir. Psikoterapi süreci, kişinin travmatik anıyı işlemesine ve bedensel-zihinsel tepkilerini anlamasına katkı sunar. Gerekli durumlarda ruh sağlığı uzmanı tarafından farklı tedavi planları da değerlendirilebilir. Burada önemli olan, kişinin yaşadığı deneyimi küçültmeden doğru biçimde tanımlamaktır.
Toplumda pek çok insan yaşadığı ruhsal zorlanmayı isimlendiremediği için sessiz kalır. Oysa travma sonrası stres bozukluğu belirtileri açık biçimde tanındığında, yaşanan karmaşanın kaynağı daha görünür hale gelir. Bu farkındalık, kişinin yeniden güven duygusu kurabilmesi açısından değer taşır. Travmanın izleri kalıcı olmak zorunda değildir; doğru destekle kişi yaşamını yeniden dengeli bir çizgiye taşıyabilir.

Bir cevap yazın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.